Kızlar Dikkat. Ünlüler gibi zayıflamanın 6 zararı

Ünlüler gibi zayıflamanın 6 zararı
Ünlülerin vücut ölçülerini taklit etmeye çalışan binlerce genç kız, fiziksel ve psikolojik olarak altı sağlık tehdini ile karşı karşıya. İşte sıfır beden merakının doğurduğu zararlar:

İngiliz Mirror gazetesi, 'sıfır beden' ünlüleri bir dosyada toplayarak genç kızları meydana gelebilecek sağlık problemlerine karşı uyardı..

Ünlülerin vücut ölçülerini taklit etmeye çalışan binlerce genç kız psikolojik hatta çocuk beslenme bozuklukları ve önemli sağlık problemleriyle karşı karşıya. İşte başını Victoria Beckham, Nicole Richie ve Angelina Jolie'nin çektiği 'sıfır beden' ünlü kadınları dosya halinde toplayan İngiliz Mirror gazetesi, gençleri olası sağlık problemlerine karşı uyardı.

GÖRÜNÜŞ: Yeterli beslenmeyen kişilerin yaşadığı sorunlar ciltte başlıyor. Kuruyan ciltleri daha genç yaşlanmaya başlıyor. Ayrıca saçlarda dökülmeler başlıyor. Besinsizlikten vücut yeterli ısıya sahip olamıyor. Vücutta kıllanmalar oluyor.

PSİKOLOJİ: Aç gezerek günü geçirmek en başta beyni vuruyor. Konsantrasyon sorunları, hafıza kayıpları ortaya çıkıyor. Sürekli rejimde olan kişilerin mutsuz ve rahatsız görüntüsü örnek veriliyor.

DOĞURGANLIK: Az beslenen vücut harcadığı enerji miktarını en aza indirgemeye çalışır. Ve doğurganlık bundan doğrudan etkilenir. Jolie ve Beckham'ın, çocuk doğurmak için yaptıkları ilk şeyin kilo almak olması da bunun en güzel ispatı!

KEMİKLER: Kemikler inceliyor. Yıllarca diyet yapan kişilerde kemik oluşumunda etkili olan östrojen hormon seviyesi azalıyor. Ve kemikler daha kolay kırılıyor.

KAN: Akyuvarların yapımı azaldığı için kan savunmasız kalıyor. Geçen yıl anoreksiya yüzünden ölen Brezilyalı manken Ana Carolina Reston'un karşı karşıya kaldığı gibi kan hastalıkları riski artıyor.

HAYATİ ORGANLAR: Yemekten yeterli enerji alamayan vücudunuz dokuları şekere dönüştürmeye başlıyor. Ayrıca besinsiz kalan beyin ile bunamaya başlayan beyin, doku ve kapasite bakımından birbirine neredeyse tıpatıp benziyor. Yeterli derecede beslenmemek vücuttaki su dengesini bozarak diğer organlara da zarar veriyor

Yorum (1) Yorum yaz!

şişmanlığın asıl sebebi===>>>>içecekler

Aşırı şişman çocuk sayısı artıyor. Anne babalar, suçu çocuğun yediklerinden çok, içtiklerinde arayın! Çocukları en çok kola, buzlu çay (ice tea) ve hazır meyve suları şişmanlatıyor. Peki, obeziteyi engelleyen tek çözüm ne?

Yeni nesli belki de en çok tehdit eden sağlık sorunu obezite (aşırı şişmanlık). Gerek ayaküstü atıştırmaya yönelen beslenme tipleri, gerekse giderek hareketsizleşmeleri, çocukları obeziteyle tanıştıran en önemli faktörler. Bunların yanı sıra okul kantinlerinde bolca tüketilen abur cuburlar da çocuklardaki obezitenin baş sorumluları arasında gösteriliyor. Öyle ki bu nadandan dolayı dünyada pek çok ülke, fast food yiyecekleri ve gazlı içecekleri okullarda yasaklıyor. Ukrayna, Letonya, Avustralya bu uygulamaları başlatan ülkelerin başında geliyor

Obeziteyi önleyen tek şey: Anne sütü
Yaşamın erken dönemlerinde obeziteyi önlediği kanıtlanan tek şey var; o da anne sütünü uzun süre vermek. Katkı maddeli, soya ilaveli, veya şeker ilaveli mamalardan ise uzak durmak gerekiyor. Çocuk şeker tadına alıştığı zaman hep onu istiyor, şeker kirzi dediğimiz alışkanlık başlıyor. Tat duyusu öğrenilir. Anne sütünde şeker oranı düşüktür. Dolayısıyla anne sütü alan çocuklar şeker krizini yaşamıyorlar.
Şekerli, gazlı içecekler obez yapıyor
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanı ve Çocuk Endokrinoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Abdullah Bereket’le çocuklardaki obezite tehdidini konuştuk.
Çocuklarda şişmanlık oranları ne durumda?
Çocuklarda şişmanlığı fazla kilolu ve obez olarak ikiye ayırıyoruz. Son okul taramalarında fazla kilolu oranını yüzde 17, obez oranını ise yüzde 4 olarak bulduk. Bu rakamların, 30 yıl öncesine göre iki katına çıkmış olduğunu saptadık.
Obezitenin çocuklarda yol açtığı sorunlar nelerdir?
Obez çocuklar ileride şeker, kalp, hipertansiyon ve kolesterol hastası oluyor. Tüm bunların bir arada bulunduğu “metabolik sendrom” dediğimiz hastalığın belirtilerini henüz 30’lu yaşlarda gösteriyorlar. Bugünün çocukları 20 yıl sonrasının kalp ve diyabet hastalarıdır. Artık kalp krizi yaşı çok erkene indi. Kolesterol yüksekliği çocuklarda çok fazla. İnsanlar zannediyor ki, çocuklarda kolesterol olmaz, şeker olmaz.
Hangi çocuklar risk altında?
Eskidan obezite sadece sosyoekonomik seviyesi yüksek ailelerde vardı. Artık 5 yıl öncesine göre orta gelir grubundaki ailelerin çocuklarında da obezite, üst gelir grubuna yaklaştı.
Bunun sebebi nedir?
Kalorisi yoğun olan gıdalar aslında ucuz. Kekler, çikolatalar, gofretler ve hazır meyve sularını artık herkes satın alabiliyor. Böylelikle her aile çocuklarının yanına, beslenme çantalarına bunları koyabiliyor. Ayrıca okullarda çikolata-gofret otomatları var. Çocukmlar daha reşit değil, kendi kararlarını alacak yaşta değiller.
Kantinler konusunda ne yapılmalı?
Geçen yıl Milli Eğitim Bakanlığı’yla bir kampanya başlattık. Şişmanlık sorununa çözüm için okullara tavsiye kararı gönderildi ama daha yaptırımcı adımlar atılmalı. Bakanlık kantinlerde şu ürünler kesinlikle satılmayacaktır demeli.
Çocukları en çok ne şişmanlatıyor?
Kola, hazır meyve suyu ve buzlu çay (ice tea). Kalori açısından birbirlerinden farkı yok. Çocuklar yedikleriyle değil, içtikleriyle şişmanlıyor. Yüzde yüz meyve suyu denilenin de şeker oranı çok yüksek.
Fazla şeker vücutta yağ olarak depolanıyor değil mi?
Kesinlikle. Aileler diyor ki, “Yağlı yemiyoruz ama çocuk şişmanlıyor”. İşte yağı bile kesseler karbonhidrat, yani yediği şekerli ve unlu besinler yağa dönüşerek şişmanlatıyor.
1 yaşına kadar çocuklara şeker verilmemesi doğru o zaman…
Kesinlikle doğru. Damak tadı bakımından alıştığı zaman şeker hakikaten biraz sakinleştiricidir çocuklarda. Bazı aileler çocuk çok ağladığı zaman şekerli su verirler. İşte çocuk oradan şekeri bir ödül olarak görmeyi öğreniyor.
 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Duyu Sistemleri Sağlığı

Diabet gözü çeşitli şekillerde etkileyebilir. Bunlardan biri gözün arkasında kan damarlarından sızıntı olmasıdır. Tedavi edilmezse bu durum retina dekolmanına ve körlüğe yol açabilir. Tüm diabetlerde retinada değişiklikler olmayabilir. Ancak bu durum diabetin süresine bağlıdır. Ne kadar uzun süreli diabet mevcutsa risk o kadar yüksektir.

Son zamanlara kadar diabetin yol açtığı körlük önlenemiyordu. Şimdi göz doktorları laser ile sızıntı yapan kan damarlarını kapatıp görme kaybını önleyebiliyorlar.

Tüm diabetikler periyodik göz muayenesi olmalıdır. Böylelikle erken tanı ve tedavi ile görme kaybı önlenir.

Prof.Dr.Ahmet Gücükoğlu
IÜ İstanbul Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları AD.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Üroloji

Andropoz
--------------------------------------------------------------------------------


Hazırlayan : Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu

Gerçekte erkeklerde bu dönemde belirgin bir hormonal değişim olmaz, ancak 50‘li yaşlardan itibaren yaşa bağlı değişimler ve buna bağlı performans azalmaları ortaya çıkar. Yaşa bağlı değişimler şunlardır;
Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz )
Ereksiyonda güçlük, olduğunda uzama
Yavaş ve güçsüz meni çıkarma
Bu değişimleri etkileyen en önemli faktörler ise şöyle sıralanabilir ;
Vücut değişimleri, kas gücünde azalma, çabuk yorulma
Kalp-damar hastalıkları
Solunum sistemi hastalıkları
Şeker hastalığı
Dejeneratif eklem hastalıkları
Prostat hastalıkları, operasyonlar
Kullanılan bazı ilaçlar ( tansiyon, depresyon vb.)
Alkol, sigara
Başarısızlık korkusu
Cinsel ilişki sırasında ölme korkusu
Monotonluk
Beklentilerin azalması
Toplumun yaşlı cinselliğini yok farz etmesi
Kendine ait bir mekana sahip olamama
Sosyo-ekonomik güçlükler
Hanımlarda olduğu gibi hormon tedavisine gerek yoktur çünkü üretim azalmamıştır. Ancak genel sağlık sorunlarının yanında özellikle damar hastalıklarına bağlı olarak gelişen sertleşme problemi ve prostat büyümesine bağlı idrar sıkıntıları nedeniyle düzenli hekim kontrolleri gereklidir.
Eğer sertleşme olamıyorsa, günümüzde çok çeşitli ve güvenli penil protezler (mutluluk çubuğu) basit operasyonlar ile uygulanabilmektedir.

Prostat büyümesi önemlidir çünkü idrar yolunu tıka¤¤¤¤¤ çok rahatsız eder. Bu durumda kolay ancak dikkatle gerçekleştirilen operasyonlar başarı ile yapılmaktadır. Bu operasyonlardan sonra sertleşme biraz güçleşmekte, meni çıkarma işlevi son bulmaktadır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cinsel Sorunların Geçmişe Doğru İzlerini Sürmek

Prof. Dr. Hayrettin Kara
29.03.2002

Erişkin yaşamımızda çok farklı biçim ve düzeylerde cinsel sorunlarla karşılaşabiliriz. Kimimiz isteksizlikten yakınırken kimimiz uyarılma güçlüğünden kimimiz de karşı cinsle ilişkilerimizdeki çatışmalarımızdan muzdaripizdir. Çoğu zaman sorunlarımızı anlama ve tanımlamada güçlükler çekeriz. Bazen de sorunlarımızı tek bir nedene bağlayarak zihinsel olarak o nedene saplanıp kalırız. Kendimize ve hayata dair anlayışımızı geliştirmek için her zaman yeni bakış açılarına, yeni kavramlara ihtiyacımız vardır. Hiçbir bakış açısının ya da kuramın hayatı bütün yönleriyle kavradığını söyleyemeyiz ama bunlar bize her zaman yeni açılımlar sunar. Cinsel olanlar da dahil olmak üzere erişkinlikteki sorunlarımızın çocukluk dönemindeki yaşantılarımızdan kaynaklandığını söylemek de bu bakış açılarından biridir.

Özellikle cinsel sorunların bir ‘ilişki’ sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Burada ilişkiden kastedilen şey cinsel ilişki değil kişiler arasındaki tüm ilişkilerdir. Eğer cinsel sorunlar bir ilişki sorunuysa o zaman cinsel sorunların çocukluk yaşantılarımızla ilişkili olduğunu söylemek hiç de abartılı olmayacaktır. Zira çocukluğumuzda yakınlarımız ve çevreyle oluşturduğumuz ilişki kalıpları erişkin halimize yansır. Belki de bunu çocukluğumuzda yakınlarımız ve çevremizin bizimle oluşturduğu ilişki kalıpları demek daha doğru olur. Böylelikle sorunun merkezini çocuktan ebeveyn tutumlarına kaydırmış oluyoruz. Şimdi, çocukluğumuzdaki ilişkilerin erişkinlik yaşantımıza nasıl yansıdığına biraz daha yakından bakmaya çalışalım.

Dokunmanın büyüsü

Dokunma çocuklukta güven ve sevginin adıdır (erişkinlikte bile hemen hemen böyledir). Dokunma iletişimin ilk ve temel köprüsüdür. Bir çocukta göz ilişkisi dokunmadan haftalar sonra, sözlü iletişim ise aylar sonra ortaya çıkar. Hayvanlar üzerine yapılan deneyler bile dokunmanın ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Örneğin yavru maymunlar üzerine yapılan bir deneyi ele alalım. Deney amacıyla yavru maymunlar rahat bir kafese konuyor. Kafeste biri telden yapılma diğeri de yumuşak, tüylü kumaştan yapılma iki tane anne maketi vardır. Telden yapılma annede bir biberon vardır ve yavru maymunlar buradan beslenmektedir. Bu çalışmada yavru maymunların beslenme dışında vakitlerin çoğunu yumuşak annenin yanında geçirdiği gözlenmektedir. Ayrıca korkutucu bir uyaran verildiğinde yavru maymunlar beslendikleri telden anneye değil yumuşak kumaştan yapılma anneye sığınmaktadırlar. Maymun yavrularının bile dokunmanın verdiği güven ve rahatlığa ne kadar ihtiyaçları olduğu anlaşılıyor. Gelişimi diğer canlılara göre çok daha uzun zaman alan insan yavrularının dokunmaya ihtiyaçları ise çok daha fazladır.

Dokunma annemiz ve babamızdan öğrenerek keşfettiğimiz harika bir hissediştir. Bu hissedişi çocukluğumuzda keşfedip, davranış örüntülerimizin içine uygun biçimde yerleştirememişsek erişkin dönemimizdeki ilişkilerde sorunlar yaşamamız çok muhtemeldir. Cinsellik özelinde konuşacak olursak; dokunma cinselliğin hem psikolojik hem de biyolojik temel unsurudur. Bu unsurdaki yetersizlik tatminkar bir ilişkinin gelişmesini engelleyecek en azından güçleştirecektir. Çalışmalarda bu görüşü teyit eder niteliktedir. Bebeklik ve çocukluk döneminde bu açıdan ihmal edilen çocuklar erişkinlik döneminde hem genel ilişkilerinde hem de cinsel ilişkilerinde sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlar bazen cinsel isteksizlik, bazen güvensizlik bazen de haz alamama şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Elbette erişkinlik döneminde yaşanan cinsel sorunların tek nedeninin ya da en önemli nedeninin çocukluktaki bu ihmal olduğunu söylemiyoruz. Yalnızca, çocuklukta dokunma hissinin güven ve sevgiyle birleştirilerek içselleştirilemeyişinin bir çok farklı etkenle birlikte erişkin cinselliğinde sorunlara yol açabileceğini söylüyoruz.

Duygu ve düşüncelerin dışa vurulma biçimleri kültürden kültüre değişebileceği gibi aynı kültür içinde de kişiden kişiye değişebilir. Konumuzla ilgili olarak örneğin Akdeniz havzasında ebeveynler çocuklarına olan sevgilerini sıklıkla dokunarak ifade ederler. Bununla birlikte Kıta Avrupasında ya da Kuzey Amerika’ da dokunma kültürü pek gelişmemiştir. Bizim ülkemizde de yerel farklılıklar olmakla beraber bu konuda bazı özellikler dikkat çekmektedir. Örneğin bir ya da iki nesil önce daha belirgin olan bir ‘baba’ tutumu vardır. Babaların çocuklarına olan sevgilerini değil dokunarak sözlü olarak bile ifade etmeleri pek hoş karşılanmazdı. Bu sevgi gösterileri bir ‘baba’ için sanki bir zayıflık işareti gibi algılanır. Çocukların anne ve babalarını model alarak gelişirler, onların davranış biçimlerini kendilerine malederek büyürler. Sevgisini dokunarak ya da sözlü olarak ifade etmeyen ya da edemeyen ebeveynlerin çocukları da bunu başarmakta zorlanacaklardır. Bizim kültürümüzde bu durumu ifade eden güzel bir deyiş vardır ‘Küçük kuş büyük kuştan gördüğünü işler’.

Başlangıçta da ifade ettiğimiz gibi bu tür bakış açıları hem kendimizi daha iyi anlamamıza hem de çocuk sahibiysek onlara daha uygun ve dengeli davranmamızda yol gösterici olacaktır.

Prof. Dr. Hayrettin Kara
Kaynak: Cinselsorunlarım

Yorum (yok) Yorum yaz!